25 Nisan 2011 Pazartesi

Ev Ekmeği

Türk insanı için en önemli besin ekmektir. Kenarında küçük kağıdı olan beyaz, çıtır fırın ekmekleri sabah mis gibi gelir. Akşama doğru bayatlar dışarıda kalmışsa kıtır kıtır çorbanın içine doğramak zorunda kalırsınız, sabahtan poşete sarıp saklamışsak akşam yumuşak bir ekmeğimiz olur. Ama sabahki çıtır çıtırlığı dışında keyif vermez beyaz ekmek.
Bizim kendi ekmeğimizi yapma maceramız, bundan sanırım 4-5 sene önce babamın doğum gününde, Ayşan teyzenin doğum günü hediyesi olarak ekmek yapma makinası almasıyla başladı. Nermin ve Celal ikilisi internetten ekmek tariflerine bakıp makinada ekmek yapmaya başladılar. Akşamdan makinanın içine koyulan karışım sabaha karşı pişmeye başlardı. Sabah uyandığımızda mis gibi bir ekmek kokusu olurdu. Bu ekmeğin tek dezavantajı kocaman tek bir parça olması ve dışının fazla sert içinin fazla yumuşak olmasıydı.
Zamanla unumuz değişti. Tam buğday ununun daha yararlı olduğunu öğrendi ailemizin araştırmacısı Celal İğdebeli. Şöyle ki beyaz ekmeğin unu, buğdayın kepeği alınmış ve işlemlerden geçmiş hali. Burası çok önemli: kepekli ekmek, beyaz unun içine, ayrılan kepeklerin karıştırılmış hali. Yani beyaz ekmekten farklı yanı daha zararlı olması. O zamana kadar bizde kepek ekmeğin daha faydalı olduğunu düşünüyorduk. Fakat gerçek bizi çok şaşırttı. Bunun üzerine araştırmalarımızda Tam Buğday Ununun doğal olduğunu ve kullanılması gerekenin o olduğunu öğrendik. Ekmeklerimiz mayalı, ekşi olmaya başladı. Başlarda bana balık tadı gibi geliyordu. Sonra alıştım ve şimdi diğer ekmekleri yiyemiyorum ve bana tatları lastik gibi geliyor.

Annem bunların üzerine, kocaman ailemizle olan pazar kahvaltıları için bir kap içinde karışımı hazırlayıp, kendisi yoğurup, fırında ekmek yapmaya başladı. Zamanla biz fırın ekmeğini makina ekmeğinden daha çok sevmeye başladık ve anneme daha çok iş çıktı. Akşamları yatmadan bize ekmek yapmaya başladı. Zaman zaman ellerine eldivenleri takıp babamda bize ekmek yaptı. Bundan sonraki problemimizde birden koca fırın dolusu ekmeği yiyemememizdi. Ekmekler hemen bayatlıyordu. Fırından çıkan ekmekleri üzerlerine bir mutfak bezi serip 1 saat kendi haline bıraktıktan sonra buzdolabı poşetlerine doldurup buzluğa koymaya başladık. Canımız istediğinde mikrodalgada veya fırında buzunu çözdürünce fırından çıkmış gibi taze olmasada dışarıdaki ekmeklerden bin kat güzel oluyor. Daha sonra ekmeğimizin tam organik olmasını isteyen babam yine araştırdı ve memleketimiz Erzurum'dan organik tam buğday unu getirtmeye başladı. Nakliye dahil 50 kilo un100TL. Marketlerdeki tam buğday unlarının kilosu 2,5TL ve organik değil. Hem ekonomik, hem çok lezzetli hemde sağlıklı. Bu ekmeğin yaşam kalitemizi değiştirdiğini düşünüyorum. Eğer sizde alışırsanız beyaz ve kepekli ekmeğin boğazınızda bıraktığı kötü tadı ve o ekmekleri çiğneyemediğinizi: fark ediceksiniz :)

Sıra geldi tarife:


1 kilo un
1 paket toz maya
3 bardak ılık su
2 tatlı kaşığı silme toz şeker
2 tatlı kaşığı silme tuz


Hepsini iyice karıştırdıktan sonra 30-45 dk üstü bezle kapalı şekilde ön mayalanma. Daha sonra biraz un katarak ve kıvama getirerek karıştırılıyor. İstenilen şekil verilip altta yağlı kağıtla fırın tepsisine koyuluyor. Tepsi mayası olması için 30-45 dk tekrar mayalanıyor. Üstünü ıslatmak için 2 seçenek var. 1.si sadece su ile ıslatılır. 2.si yumurtanın beyazı su ile karıştırarak ıslatılır. 
Tepsiyi fırına koyarken fırın açılır önceden ısıtılmaz! 180 derece turboda 40 dk pişer. 


Piştikten sonra yapılması gereken:
Küçük bir tabağa zeytinyağı, kırmızı pul biber ve kekikle fırından çıkmış sıcacık ekmekler mükemmel oluyor. Biz genelde fırından çıktıktan sonra 15 dkda bitiriyoruz ekmekleri :)


Afiyet Olsun



Ayşan Dalkılıça Teşekkürler...

19 Nisan 2011 Salı

Sağlıklı yaşam bizi korkutsa da aslında çok kolay ve artıları çok fazla olan bir iş. Ben Gözde İğdebeli. Sağlıklı yaşam bağımlısı, eski atlet babiş Celal İğdebeli'nin blogunun açılışını yapıyorum. Bi açılsa gerisi gelecek diye ben bir yerden başlamak istedim. Biz Erzurumlu, saf tereyağıyla beslenen bir aile idik. Araştırıcı, ayaklı kütüphane Celal İğdebeli bunuda araştırmış ve tereyağının nekadar zararlı olduğu içine işlemiş. Babam dolaptaki kocaman kovadaki tereyağını atıp, zeytinyağını yerine yerleştirip büyük bir değişiklik yaptı. Her yemeğimizde kıyma olurken birden yemeklerin hepsi kıymasız olacak dedi. Babaannem buna tabiki karşı çıktı ve evimizde her yemekten 2 tencere pişirmeye başladı annem. Biri tereyağlı ve kıymalı, diğeri zeytinyağlı ve kıymasız. Babamın bu devrimine 2 kardeş ve babaannem karşı çıktık evde protesto yürüyüşleri yaptık ama ikna edemedik. Babaannemi kaybettikten sonra evimizde bir daha tereyağı ile yemek pişmemeye başladı. Kardeşimle isyanlarımız sonuç vermeyince yavaş yavaş alışmaya başladık. Hemen hemen 10 senedir bu şekilde besleniyoruz ve artık tam anlamıyla alıştık. Ve sağlıklı şekilde pişirilmemiş yemekler bize çok ağır geliyor. Peki sağlıklı beslenmek yemekleri bu şekilde pişirmek zor mu? Hayır çok kolay hatta daha kolay kavurmak yok, saçın başın kokmuyor at hepsini tencereye pişsin. Tatları kötü mü? Başta zor gelse de alışınca çok güzel oluyor. Alışmak çok kısa sürüyor. Sağlıklı beslenmek diyince akla sadece sebze tatsız tuzsuz yemekler geliyor ama alakası yok. Az az her yemekten yenilebilir ve tatları gerçekten mis gibi zeytinyağı ile çok daha güzel oluyor. Bizi takip edin hayatınızı rahat nefes alarak yaşayın:)

Bütün detayları yazılarıyla Celal, Nermin, Gamze, Gözde İğdebeli ailesi size anlatacak.